Russell’ın anlatımıyla “Felsefe”

İnsanlık tarihinin yadsınamayacak kadar büyük bir kısmı, anlamaya, anlamlandırmaya, bilme ve varlık sorunlarını ve bu gibi birçok ana başlık altında yaşamın manasını ve gerçekliğini çözmeye çalışan filozoflara tanıklık etmiştir. Geçmişten günümüze aktarılan bu düşünsel yolculuğun yüzyıllar içerisinde evrildiği çeşitli başlıklar, bu başlıklar altında dönen ateşli tartışmaları yapan düşünürler tarafından yazdıklarıyla günümüze değin ulaşmış ve günümüz düşün dünyasında da birçok benzer başlıklı felsefi tartışmalara ilham kaynağı olmuştur. İnsanın anlama ve bilme isteği, arzusu, yeryüzünde bulunduğu müddetçe sürecektir, bu kesin. Zaman geçecek, dünya tüm hızıyla dönecek ve değişecek, insanlık yeni uygarlıklar yaratamasa da, geleceğe geçmişten gelen bu düşün hazinesine eklemeler yaparak felsefeyi devam ettirecektir.

Bertrand Russell, 20. Yüzyıl düşünürleri arasında ayrı bir yere sahip. Matematiksel mantık alanındaki çalışmaları haricinde, yüzyılının içerisinde peyda olan iki büyük dünya savaşında savaş karşıtı hareketlere öncülük etmiş, toplumsal ve siyasal kampanyalar düzenlemiştir. Hatta bu kampanyalar nedeniyle 6 ay hapis yatmıştır. Yazdığı eserler İngiltere ve ABD’de en çok satanlar listesine girdi ki, felsefe kitaplarının bu denli başarı kazanması pek rastlanılan bir şey değildir. Özellikle Batı Felsefe Tarihi kitabı adından oldukça söz ettirdi ve 1950 sonrasında kendisine birçok ödül getirdi. Ayrıca Nobel Edebiyat Ödülü’nü de alan Russell, dünya siyasi krizlerinde çoğu kez arabuluculuk yaptı. Uzun yaşamına onlarca kitap sığdırdı, felsefe dünyasına yaptığı katkılarla çağımızın en büyük felsefecilerinden birisi oldu. Yazdığı kitaplardan birisi de 1927 yılında kaleme aldığı ve yaklaşık 4 ay gibi kısa bir sürede tamamladığı Ana Hatlarıyla Felsefe’dir.

Russell, Ana Hatlarıyla Felsefe’yi Amerikalı yayıncı W. W. Norton’un talebiyle yazar. Bu yayıncı, Birinci Dünya Savaşı esnasında Russell’ın hiçbir yayıncıya yayınlatamadığı Toplumsal Yeniden İnşanın İlkeleri kitabını yayınlayan yayıncıdır ve Russell bir bakıma kendini yayıncısına borçlu hissetmektedir. Norton’dan gelen bu “sipariş” kitabı bu nedenle geri çevirmeyecek ve yazacaktır. Böylesine zorlu ve kapsamlı bir kitabı bu kadar kısa sürede yazmış olmasının nedeni ise Russell’ın aynı dönem içerisinde İngiliz Felsefi Çalışmalar Enstitüsü’nde felsefe sorunları üzerine vermekte olduğu derslerdir. Bu ders notlarını toparlayıp üzerine yeni eklemeler yaparak kitap metnini hazırlar ve Russell’ın felsefi anlayışının temel kavramlarını ve yapı taşlarını göreceğimiz Ana Hatlarıyla Felsefe kitabı ortaya çıkmış olur.

Russell, Ana Hatlarıyla Felsefe kitabını dört bölüme ayırır. Bu bölümlerin ilkinde insanın varlığına dışarıdan bakışını konu edinir. Bu konu içerisinde insanı ve çevresini, hayvanlarda ve bebeklerde öğrenme sürecini, insanın kullandığı dili, dilin ve sembollerin algılanma sürecini, insan belleğinin nesnel durumunu, çıkarım kavramının alışkanlıkla olan bağlantısını ve davranışçıların perspektifinden bilgi kavramını irdeler. İşe felsefeyi tanımlamakla başlar ve bu tanımlamayı yaparken, bilinmesi gereken sorun ve kuşkuları belirler. Kendi deyimiyle Russell, kitabında kötü bir felsefenin pratik etkilerine işaret etmekle uğraşmaz, onun işi tamamen düşünseldir. Felsefi sorunların çokluğunu göz önüne aldığımızda da şu çıkarıma varır: “Felsefe, bir kerede mükemmelliğe ulaşabileceğimiz bir şey değildir; sürekli devam eden bir etkinliktir.”

Kitabın ikinci bölümünde, Russell “Fiziksel Dünyayı” konu edinir. Atomun yapısından başlayarak, görecelik kavramına, nedensel yasalar, fizik ve algı ilişkisi, fiziksel – algısal uzay kavramları ve fizik bilgimizin doğasına varan bir dizi alt konuyla fiziksel dünyayı irdeler. İlk bölümde insanın varlığını somut başlıklar altında incelerken, ikinci bölümde gözlemlenemeyen ve kanıksanamayan kavramlar söz konusudur. Çağlar öncesinden gelen “Madde Nedir?” sorusunu kendi perspektifi açısından

açıklar. Bu konuya değinirken dayanak noktası fizik bilimi olur. Fizik biliminin konusu gibi duran görecelik kavramını felsefi bir dayanak olarak anlatısına işliyor ve bu bağlamdan yola çıkarak birçok soruna açıklık getiriyor. Buradaki görüşleri ile oldukça tartışma yaratan Russell, matematiksel mantığın kuramsallaşması için yazdıklarını Ana Hatlarıyla Felsefe’de pekiştirmiş oluyor.

Bir sonraki bölümde ise insana içeriden bakışı, yani bilincin öz devinimini konu ediniyor Russell. Bu ana başlığı, kendini gözlemleme, imge kavramı, tahayyül ve bellek, algının içebakışssal analizi, bilinç, duygu, arzu ve irade kavramlarıyla, etik başlığıyla genişletiyor. Bütünüyle davranışçılardan yana bir eğilim içinde olmasına rağmen Russell, bunun temelini fiziksel dünyaya dair bilgimizi irdelerken ulaştığı sonuçlara bağlar. Fiziğin doğru olduğunu kabul ettiğimizde, fizik bilgimize öznellik bulaşır. Çünkü Russell’a göre iki insan aynı olguya dair ancak yaklaşık bir gözlemde bulanabilir. Davranışçıların aksini iddia ettiği bu durum, davranışçıların nesnelliğinin temelini sarsar. Russell, fiziğin doğruluğunun kabul edilmesi halinde beyne yakın olan şeyler hakkındaki bilgimizin, beyne uzak olan şeyler hakkındaki bilgilerimizden fazla olması gerektiği görüşünü savunur. Fakat böyle olmadığını fizyologların tespitlerine bağlar. Bu sebeple de fiziksel olarak yakınlıktansa kendini gözlemleme yöntemi bilgi edinmenin en güvenilir yoludur, der. Üçüncü bölümün tamamında, insanın kendini gözlemleme yoluyla elde ettiği bilginin bilinç üzerindeki yolculukları konu edinir. Russell, imge kavramından, bellek kavramına, bilinçten irade kavramına detaylıca bir anlatıyı bizlere bu bölümde sunmaktadır.

Russell, kitabın son bölümünde ise, evren konusunu işler. Felsefenin konusunun yalnızca insan ve sorunları olmadığını, bu problemlerin bu haliyle insan felsefesinin konusunu dolduramayacağını okuruz. Russell’a göre felsefenin ilgilendiği şey bir bütün olarak evrendir. Kitabın geri kalan bölümünde insanın kavradıkları ve kavrayamadıklarını, bildikleri, bildiğini sandıkları ve bilemediklerini, evrenin felsefe bilimindeki yerini uzun uzadıya detaylıca anlatır. Bu başlığın altına geçmişten günümüze ulaşan felsefecilerin görüşlerini inceleyerek başlar. Bir nevi onlarla ve onların düşünceleriyle tartışır. Descartes’la, Spinoza’yla, Kant’la, Leibniz’le, Locke, Berkeley ve Hume’la tartışır. Temel sorunları onların görüşlerini baz alarak yeniden değerler ve çıkarımlar. Doğruluk ve yanlışlık kavramlarını, madde ve töz kavramlarını, zihin kavramını ve insanın evrendeki yerini bir önceki konularla bağdaştırarak felsefi bağlamda aydınlığa kavuşturur. Bu yoğun ve yorucu kitap bittiğinde, uzun ve doyurucu bir yolculuktan dönüyormuş gibi yorgun ama tatmin olmuş bir halde olacaksınız.

Birinci baskısını geçtiğimiz aylarda yapan Ana Hatlarıyla Felsefe kitabı, Say Yayınları etiketini taşıyor. Bertrand Russell felsefesini yakından tanımak ve anlamak isteyen herkesin elinin altında bulunması gereken bir kitap. Yazının içinde de bahsettiğim gibi oldukça kısa bir süre içerisinde kaleme alınmış olmasına rağmen, Russell felsefesi hakkında kapsamlı bir kaynak niteliğinde. Orhan Düz’ün çevisini yaptığı Ana Hatlarıyla Felsefe kitabı, yakın dönem felsefesinin de bir göstergesi.

Künye: Ana Hatlarıyla Felsefe, Bertrand Russell, Çeviren Orhan Düz, Say Yayınları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir