You are currently viewing Vedalaşmalar – 1: Halil

Vedalaşmalar – 1: Halil

“İnsan en çok doğru bildiğinin yanılgı olduğunu fark ettiğinde kırılıyor, diye düşündü Halil. Onu hayatta tutmak için hayattan kopardım, bunun doğru olduğunu düşündüm ama öyle değildi; Aysel senelerce, senelerce acılar içinde yaşadı. Bunu onun iyiliği için yaptığını düşündün ama hayatta olmak yaşamak anlamını taşımıyordu. İşte burada yanıldın Halil. Nefes almayı yaşamak zannettin. Nefes alıyorsun ama yaşıyor musun, diye sordu kendine. İşte burada yanıldın. Yaşamayı seçmek cesaret gerektirirdi. Aysel’in cesareti vardı. Sen kendini bir göz odaya kapattın. Aysel’se kendini yeniden yeşertti. Onlarca yıl gecikmeli bir gençlik yaşıyor, işte cesaret bu, diye düşündü. Sen hiç cesur olmadın. Gençliğinde bile.”

Sene sanırım 2014. Taksim’den Çapa’ya giden bir otobüse binmişim, Merve’ye gidiyorum. Elimde “Birgün Tek Başına” var. İkinci kez okuyorum. Kitaba delicesine bağlanmışım. Hikâyedeki Kenan’a delicesine kinliyim. Kenan çünkü çok güzel seviyor, çok güzel ikna ediyor, çok güzel konuşuyor. Herkes onu dinliyor, herkes ona inanıyor. 1 Mayıs günü geliyor, kortej kalabalık, Taksim’e gidilecek, herkes inanıyor, herkes bilenmiş ve direnişin parıltısı satır arasından sızıyor. Bir şeyler oluyor, ortalık karışıyor ve polis müdahalesi başlıyor. Kenan uzaktan izliyor. Kenan dışarıda ve her şeyi görüyor. Bir Tanrı bakışı adeta. Günsel yakalanıyor, Kenan görüyor. Günsel arabaya bindiriliyor, Kenan bakıyor. Gözleri bir an buluşuyor ya da bu anı ben aklımda kuruyorum. Günsel araç içinde. Kenan pardesüsüne sarınıp herkese ve her şeye sırtını dönüp oradan uzaklaşıyor.

O gün galiba, Kenan’a çok sinirlendim. Dedim ki, bir gün böyle bir karakter yazacağım. Çok sinirleneceğim, çok kızacağım ama böyle bir karakter olacak.

İşte Halil, böyle bir karakter benim için. Herkese ve her şeye arkasına dönebilen birisi. Derhal, derhal kararlar alıp uygulayan ve önünü sonunu düşünmeyen. Vedat Türkali’nin mirası bir karakter.

Onu yazdığım için mutluyum, onu yazdığım için sinirliyim.

Seneler sonra, belki yazmaya hevesli gencecik bir çocuk kitabı okuyup Halil’e çok kızar. Ona kinlenir, yaptıklarıyla dertlenir ve kendine sözler verir. Kim bilir, belki, daha umutlu bir ülkede yaşamanın hissettirdikleriyle, güzel bir gelecekte başka dertlere konu olacak bir hikâyenin kahramanına dönüşür.

Hoşça kal Halil, senden nefret ediyorum.