İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

En çok “Gen”e soracaksınız!

Yazıma tarihi bir anekdot ile başlamak istiyorum: 19. yüzyılın ikinci yarısında, günümüzde Çek Cumhuriyeti sınırları içerisinde yer alan sıradan bir kasabada adı sanı duyulmamış bir din adamı yaşamaktaydı. Zamanına göre çok enteresan düşüncelere sahip olan bu “keşiş” yaptığı deneylerle, sonraki yüzyıllarda adından oldukça sık söz ettirecekti. Rahipliğinin yanı sıra bahçecilik ve botanikle ilgileniyordu. Bahçesinde yetiştirdiği bezelyeler ve bezelyeleri üzerinde gerçekleştirdiği döllenme deneyleri, o yaşarken değer görmedi fakat üreme tartışmalarında çığır açıcı değer taşıdığı o öldükten sonra fark edildi. Gregor Mendel isimli bu din adamı, “Mendel Yasaları”nı kendi bahçesinde yetiştirdiği bezelyeler üzerinde oldukça basit bir yöntemle ortaya koymuştu. Bezelyeleri ufak bir fırçayla dölleyerek inanılmaz neticelere ulaştı. Ortaya koyduğu yasalar daha sonra deneylerle değişikliğe uğramış olsa da Mendel, genetik ve biyoloji için temel yapı taşlarını kimseden habersiz, bir köy bahçesinde, kendi çabalarıyla oluşturmuştu. Bu tarihi karakter, hâlâ çoğu genetikçi ve biyoloji profesörü için ufuk açıcı bir konumda bulunmaktadır.

Aslında çok karışık gibi duran ve anlaşılamayacak terimleri yüzünden soğuk baktığımız bir alandır genetik. Sürekli kısaltılmış kodlar, adını ikinci kez duyduğumuzda anımsamayacağımız yapı parçaları, ilkokul ya da lisede biyoloji derslerinden kulağımıza aşinalığı olan birkaç bilimsel terim dışında pek bir bilgimiz olmadığı bir daldır galiba. En azından benim için öyle. Eğer özel bir ilginiz yoksa ve akademik olarak bu alana ilgi duymuyorsanız, genetik ve biyoloji, sadece bu alana ilgisi olanların anlayabileceği bir alandır; gelin bunu itiraf edelim. Durup dururken kimse otozomal kromozom, genom, deoksiriboz, mRNA gibi terimlerden bahsetmez, bunlarla alakalı deneyleri, insan yapısına etkilerini anlatmaz. Anlatsa da yüzünüzde belirecek bakışları şimdiden tahmin edebiliyorum.

İşte, tam bu noktada, ilginizi çeksin ya da çekmesin, bir kitap yardımınıza koşuyor: Ben Bilmem Genim Bilir!

Size bu kitaptan bahsetmek istiyorum. Herhangi bir biyoloji ya da güncel genetik izleklerini anlatan bir kitap değil Ben Bilmem Genim Bilir. Aksine, insan kalıtımını ve genetiksel yolculuğunu bir su içimi gibi kısa zamanda bizlere anlatan şahane bir kitap. Abarttığımı düşünebilirsiniz. Ama yanılıyorsunuz. Sizi buna ikna edeceğim.

Kitabımızın yazarı Katie McKissick, eski bir öğretmen. Evet, doğru tahmin, bir biyoloji öğretmeniymiş. Şimdilerde ise NASA Jet Tahriki Laboratuvarı’nda bilim yazıları yayımlıyor. Ayrıca bilimsel çizgi roman atölyeleri düzenlemekte. Yani bilimi olabildiğince eğlenceli lanse etmekte üzerine olmayan bir kişi. Ve bu özelliğini mevzu bahis kitapta oldukça başarılı bir şekilde ortaya koyuyor.

Ben Bilmem Genim Bilir, başından sonuna kadar esprili bir dille kaleme alınmış bir kitap. Yazarımız günlük hayatının tüm unsurlarını kitaba yansıtmaktan çekinmemiş. Ki zira, kitap da tam olarak bununla ilintili zaten. İnsanın genetik yapısı DNA’dan başlamak suretiyle bizimle tanıştırılıyor. İlginç bilgiler ve dünya üzerinde rastlanan benzeri nadir bulunan örneklerle konular birbirine bağlı bir şekilde ilerliyor. Ve bir noktadan sonra, kendinizi yakalayan bir nokta buluyorsunuz. Çünkü bulmak zorundasınız, bu kitap sizin merak ettiklerinizi, merak edeceğinizi ummadıklarınızı bir bir önünüze seriyor. Neleri mi? Hemen örneklendireyim:

Örneğin erkeklerin baş belası olan kel kalma durumu için aydınlatıcı bir anlatım mevcut. Herkes bu durumu erkeğin babasından kaynaklı sanırken, durum aslında hiç öyle değilmiş. Mesela gözleri mavi ya da yeşil olan birisi aslında ayrıcalık bir yapıya sahip değilmiş; bu duruma melanin denen bir pigmentin sayısının az olması sebep oluyormuş. Kan gruplarının oluşumundan, saçların kıvırcık ya da

düz olmasına, solak veya sağlak olmaktan, gözlerinizin kalıtsal olarak bozulup bozulmama ihtimaline, dünya üzerindeki cüve ve dev boylulardan, beyninizin gelişim süreçlerine ve bu süreçlerin kökenlerine, ağzımızdaki tat almaçlarından, gözlerin çok iyi görme sebeplerine bir dizi başlık, eğlenceli çizimler eşliğinde can sıkıcı olmaktan çok, merak uyandırıcı bir anlatım ve dil kullanımıyla okuyucusuna keyifli dakikalar yaşatmayı vadediyor.

Bir DNA dizisinin yaklaşık olarak 3 milyar harf uzunluğunda olduğunu ve bir adet DNA kitap olarak basılsaydı 60 milyondan fazla sayfaya sahip olacağını biliyor muydunuz mesela? Üstelik sadece bir DNA’dan bahsediyoruz. Yani bir şeker, bir fosfat ve bir bazdan oluşan o televizyonlarda haber bültenlerinde sürekli sırrı çözülmekte olan sarmal yapıdan konuşuyoruz. İçi yaşamımızın sırlarıyla dolu olan DNA’ları bu kitap sayesinde çok daha yakında tanımak mümkün. Üstelik sıkıcı değil, inanın hiç değil. Bu konulara en ufak ilginiz olmasa bile ilgiyle okuyacağınızdan eminim.

 

Say Yayınları’nın bu ay raflara uğurladığı Ben Bilmem Genim Bilir, okuyup okuyabileceğiniz en eğlenceli ve bilgilendirici bilimsel metin olma özelliğini taşıyor. Dönüp dönüp okuyarak eğleneceğiniz, eğlenirken bilgi edinebileceğiniz kıymetli bir yapıt. 245 sayfalık kitabı Samet Öksüz çevirmiş, Nilay Ormanlı yayıma hazırlamış ve Artemis İren kapağını hazırlamış. Geçirdiğim eğlenceli ve bilgi dolu zamanlar için kendilerine gönülden bir teşekkür borçluyum galiba!

Künye: Ben Bilmem ‘Gen’im Bilir, Katie McKissick, Çeviren Samet Öksüz, Say Yayınları,

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir